Muzaffer Şerif 1906’da İzmir’de doğan ve 1988 yılında Amerika’da vefat eden dünyaca ünlü bir sosyal psikolog. Gruplar arası çatışma üzerine yaptığı çalışmaları ve Robbers Cave Deneyi ile yarattığı gerçekçi çatışma ortamı sosyal psikoloji dünyasına yaptığı önemli katkılardan sadece birkaçı.
Deney, 1954 yılının yaz aylarında Robbers Cave Milli Parkı’nın ortasında tasarlanan bir ortamda 12 yaşında, aynı sosyal sınıftan ve benzeri ailevi geçmişe sahip çocuklardan oluşan iki ayrı grubun önce kendi grup normlarını oluşturmasına izin verilmesi ile başlıyor. Daha sonra rekabet içeren ve kazanana ödüllerin verildiği bir düzende bir araya getirilen bu iki grup arasında çok ciddi bir çatışma ortamının oluştuğu gözleniyor. Sonrasında iki grubun ortak çalışmasını gerekli kılan, kazanan ya da kaybedenin olmadığı koşullar yaratıldığında ise birbirine düşman grupların dostane ilişkiler kurabildiği görülüyor. Okumaya devam et
Hasta olduğumuzda, vücudumuz ağrı, ateş, burun akması gibi belirtiler (semptomlar) ile yaşadığımız soruna ilişkin ipuçları gönderir. Çoğu zaman sadece semptomların giderilmesine yönelik tedaviler ile yola devam eder bizi gerçekten hasta eden şeyin ne olduğunun tanımlanmasına yeteri kadar önem vermeyiz. Bu durumda da hastalığımızı tam olarak iyileştiremez ve akut olarak başlayan sorunlarımızı farkında olmadan kronik hale getiririz. Son zamanlarda, iş yaşamında özellikle de çeşitlenen insan kaynakları sorunlarına aynı bakış açısı ile yaklaştığımızı ve sorunların kökenine inmeden semptomları tedavi etmeye çalıştığımızı hissediyorum. Bende bu hissiyatı uyandıran konulardan biri de çalışan bağlılığı (employee engagament).
‘Wired in’. Facebook’un kuruluş hikayesini anlatan Social Network filminin onlarca sahnesinde duyduğumuz bir ifade. Bu ifadeyi duyduğumuz her sahnenin özneleri, dünya ile bağlarını koparmış, bilgisayardan gözlerini ayırmadan saatlerce kod yazan insanlar. Bir de bu insanlara yaklaşmayan ve yaklaşmaya niyetlenen herkese ‘he is wired in’ diyen diğerleri. Neydi peki bu hal? Bir tür derin konsantrasyon ve odaklanma hali. Ya da Mihaly Csikszentmihalyi’nin psikoloji literatürüne kazandırdığı ‘akış’ hali.
Bir süredir ülkemizin gündemini ekonomik gelişmeler yoğun bir şekilde işgal ediyor. Artan döviz kurları, Merkez Bankası’ndan beklenen faiz artırımları, geç likidite penceresinden fonlanan bankalar, borsanın destek ve direnç noktaları gibi daha birçok gösterge hepimizin rutin olarak takip ettiği haberler haline geldi. Farklı şekillerde dışa bağımlı olan değer yaratma sürecimiz başta enflasyon oranları olmak üzere makroekonomik göstergelerimizde dengelenmesi zaman gerektiren bozulmalara yol açıyor. Tüm bu baş döndüren gündeme gelin bir de İK’cı gözüyle bakarak makroekonomİK bir değerlendirme yapalım. Sonrasında da sadece insan kaynağı ile ülkemize milyonlarca dolarlık yatırım çeken bir örneği inceleyelim.
Hatırlayacağınız üzere bir önceki yazımızda işletmelerin yaşam döngüsünü tanımlamış ve kuruluş ile genişleme evrelerinde İK yönetimine yönelik öncelikleri incelemiştik. Bu yazımızda da olgunluk ve adaptasyon-yenilenme evreleri üzerinde duracağız.
Hepimizin bildiği gibi insan kaynakları yönetimi; işveren markası, seçme ve yerleştirme, öğrenme, kurumsal gelişim, ücretlendirme ve performans değerlendirme gibi birçok farklı süreci içeriyor. Bununla birlikte, tüm bu süreçlerin nasıl yürütüleceğine dair dış kaynak kullanımından formal bir İK departmanı kurmaya kadar birçok alternatif de işletmelerin seçenekleri arasında yer alıyor. Süreçler ve uygulama alternatifleri bir arada değerlendirildiğinde cevaplanması gereken kritik bir soru karşımıza çıkıyor: Süreçler nasıl önceliklendirilmeli ve uygulama seçeneklerinden hangisine başvurulmalı? Bu soruyu işletmenin yaşam döngüsünün hangi evresinde olduğuna göre cevaplamanın en uygun ve anlaşılabilir seçenek olacağını düşünüyorum. O yüzden gelin önce işletme yaşam döngüsünü tanımlayalım ve ardından her bir evrede önem kazanan süreçleri inceleyelim.
‘Takımla ilk tanıştığımızda çok heyecanlanmıştık. Geçtiğimiz yıl boyunca ve son aylarda yoğun olarak bu takımın şirketimize katılmasının yaratacağı potansiyel fırsatları araştırdık. Şirketin kültürü, oyunları geliştirme yöntemleri ve yaratıcılıkları bizi çok şaşırttı. Misyonumuzla gerçekten uyumlu ürünler geliştiren bu süper yetenekli takımı bünyemize katmanın büyük bir fırsat olacağını hissettik.’
Steve Jobs’ın Stanford Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde yapmış olduğu efsanevi konuşmayı mutlaka izlemişsinizdir. O konuşmanın bir bölümünde Steve Jobs, Reed Üniversitesi’nde almış olduğu kaligrafi dersinden bahsediyor ve cümlelerini şöyle sürdürüyor:
Bugün 1 Mayıs. Çalışanların, üretenlerin ve emekleriyle değer yaratanların günü. Tarihi, sanayi devriminin insanı makinanın bir uzantısı olarak gördüğü anlayışa ve insanın sınırlarını zorlayan çalışma şartlarına karşı yapılan gösterilere uzanan bir gün. 1800’lerden bugüne yaklaşık 200 yıllık tarihi bir mücadelenin yıl dönümü.
Journal of Applied Psychology iş ve örgüt ortamındaki uygulamalı psikoloji araştırmalarının yayınlandığı en önemli bilimsel dergilerden biridir. İnsan kaynakları uygulamalarının bilimsel arkaplanına ilişkin birçok makale bu dergide yayınlanmıştır. Bugün sizlerle bu dergide yayınlanmış bir makaleden bazı kısımları paylaşmak istiyorum.