İK’nın Gelecek Planı

Kuşkusuz İnsan Kaynakları profesyonelleri olarak çalıştığımız kurumları geleceğe hazırlamak ajandamızdaki en önemli başlık. Gelecekte çalışan profilimizin nasıl şekilleneceği ve nelerin bu profil için öncelikli konular olarak ele alınması gerektiği ise vereceğimiz kararlarda önemli bir parametre. Artık hepimiz 1980 sonrasında doğan ve Y jenerasyonu olarak adlandırdığımız bir çalışan profilinin geleceğimizi şekillendireceğini biliyor, bu kişileri daha yakından tanımak için elimizden geleni yapıyoruz.

Y jenerasyonunu tanımak için bugüne kadar birçok çalışma yapıldı. Çıkan sonuçlar ise özetle Y jenerasyonunun kendine güvenli, değişime açık oldukları ve sosyalleşmenin onlar için vazgeçilmez olduğu.

PEW Research Center Sosyal Trendler çalışması bizlere bu jenerasyonu tanımak için daha detaylı bilgiler sunuyor. Örneğin 18-29 yaş arası katılımcılara onlar için hayatlarında en önemli şeylerden birinin ne olduğu sorulduğunda alınan cevaplar şu şekilde:

unnamed

Görüldüğü üzere katılımcıların sadece %35’i için maddi olarak ölçülebilecek imkanlara sahip olmak (bir ev sahibi olmak ve yüksek ücretli bir işte çalışmak) hayatlarında en önemli şeylerden biri. İlk üç sırada yer alan iyi bir anne-baba olmak, mutlu bir evlilik yapmak ve ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak üzerine bol miktarda boş zamana sahip olma isteğinin eklenmesi biz İK’cılar için halihazırda gündemimizde olan bir konuyu çok daha önemli bir hale getiriyor.

 

İş-Yaşam Dengesi

Çalışmak için yaşamak mı yoksa yaşamak için çalışmak mı? Geleceğimizi şekillendirecek iş gücünün bu soruya verdiği cevap görüldüğü üzere çok net. Bu nedenle iş-yaşam dengesini gözeten uygulamalar işveren markamızın vazgeçilmez bileşenlerinden biri olarak konumlanıyor. Şunu artık çok net bir şekilde biliyoruz ki iş-yaşam dengesini gözetmeyen uygulamalarla yetenekleri elde tutmamız artık mümkün değil.

Tam da bu noktada iş-yaşam dengesini ön plana çıkaran uygulamaların çalıştığımız kurumların finansal performansına etkisini gösterme zorunluluğu ile karşı karşıya kalıyoruz. ILO tarafından yayımlanan “The Effects of Working Time on Productivity and Firm Performance: a research synthesis paper” başlıklı rapor özellikle çalışma şekillerinin kurum ve çalışan performansına etkilerinin incelendiği, son 20 yılda yayımlanan akademik çalışmaların bir özetini bizlere sunuyor. Bilimsel olarak ortaya konulan bu sonuçlara dayanarak da rahatlıkla söyleyebiliriz ki esnek çalışma modelleri verimlilik ve çalışanların iş tatmini açısından pozitif yönde etki yaratıyor. Ayrıca literatürde yer alan birçok araştırma, çalışanlara esnek çalışma modelleri ile iş ve özel hayatlarına ayıracakları zamanı belirleme özgürlüğü veren firmaların işe alım ve çalışanların elde tutulması konularında ciddi gelişimler gösterdiklerini ve bunun da uzun vadede İK maliyetlerini düşürücü etkileri olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s